Bir Kahve İçelim mi?


        Bir Eylül sabahı erkenden kalkıp işe giderken 3 aydır sırtımı ısıtan Güneş'in yerine ince bir rüzgar esiyor. İyi geliyor uzun bir aradan sonra. Uzun zamandır görülmeyen bir dostu görmüş gibi iyi hisettiriyor insana kendini. Aslında Eylül zaten hüzünlerimizi, iç kavgalarımızı anlattığımız bir dost değil midir?  

      Dertleri, sıkıntıları, göz yaşlarını saklamak için gri ve sürekli yağmurludur. Gözyaşlarının kimin olduğu belli olmasın diye o gözyaşlarını alıp  farklı yerlere yağdığını düşlerim hep. Eylül ayı aslında  Güzin Abla'dır.

      İnsan, bir sıkıntısının, derdinin hüznü ağır geldiğinde sıcak bir kahve veya çay alıp Eylül ayı ile yalnız kalabileceği bir yer arar; deniz kenarı, yağmurun izlenebileceği... Tek başına düşnürken bile farkında olmadan anlatır kendini insan; yağmura, toprağa, havaya,

     İnsanlar sıcak çaylarını yudumlarken ya yağmuru izler ya da kitap okur. Fark ettim ki bu bir tutunacak dal arama yöntemi. Dertleri olan, kendi gibi olan insanlar olduğunu hatırlayıp hayatta yalnız olmadığını anlamak ve Eylül'e anlatıttığında kimseden duymayacağını bilme ihtiyacı vardır. Nasıl kendisi  gibi başkasınında dertli olduğunu bilip ama derdini bilmediği gibi...


   Hoşgeldin sırdaş, dost, dert ortağı Eylül...

   Uzun zaman oldu, bir kahve içelim mi?




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar